Türk Tarihinde İlk Kadınlar
İlk kadın bakan…………….Prof. Türkân Akyol
İlk kadın bakan…………….Prof. Türkân Akyol
Türkiye’nin ilk bayan.Ziraat Yüksek Mühendisi Nezahat Süer’dir. 1933 yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ne giren Nezahat Süer, 1937 yılında buradan mezun oldu ve “Yüksek Ziraat Mühendisi” olarak çeşitli illerde 34 yıl görev yaptı.
1863 yılında İstanbul’da açıldı. Yeşilköy yakınlarındaki Ayamama Çiftliği’nde kurulan bu okul, ileride gerçekleştirilecek bir basma fabrikasının işleyeceği pamukları, çağdaş teknik ölçülerle yetiştirmek amacıyla eğitime başladı. Ancak, umulan sonuç alınamadığından, 4 yıl sonra okul kapandı.
Birinci Dünya Savaşı’na Osmanlıların girmesinden sonra oldu. İlk film de, Almanya’nın yanında Rusya’ya resmen savaş açılmasından üç gün sonra çevrildi. İlk savaş günlerinin coşkusuna kapılan bir topluluk, İstanbul yakınlarındaki Ayastefanos (Yeşilköy’)'de bulunan bir Rus anıtını yaktı. Anıt yakılırken, yedek subaylığını yapmakta olan Fuat Uzkınay da “alıcısı” ile bu olayı görüntüleri. Böylelikle, 14Kasıml914′te Yeşilköy’deki “Rus Anıtı’nm Yıkılışı” adıyla 150 metrelik ilk Türk filmi meydana gelmiş oldu.
1912-14 yıllarında, İstanbul’da oturan İngiliz yelkencilerince düzenlendi. Ülkenin ilk yelken kulüpleri olan Moda, Büyükada ve Bakırköy
kulüplerinin kurucuları da, yine İngilizler olmuştu. Türkiye’de ilk resmi ve kurallara uygun yelken yarışı, 12 Ağustos 1932 günü düzenlendi. Yurt dışında kupa kazanan ilk Türk yelkencisi unvanı ise Demir Turgut’a aittir. Yelkende ilk karşılaşmamız da, 1936 yılı Berlin Olimpiyatları’yla başladı. İlk yelken Milli Takımı, Bezhat Baydar, Dr. Demir Turgut ve Harun Ünsal’dan oluşmuştu.
Çağdaş anlamda ilk kez 1910 yılında yapıldı.Yüzme sporunun Türkiye’ye yayılıp tutulmasına büyük katkıda bulunanlar Selahattin Türsen (ilk direnme yüzücümüz), Sait Selahattin Cihanoğlu (ilk sürat yüzücümüz), Kemal Bey (ilk kule ve tramplen atlayıcımız), Galatasaraylı Şeref Hüsamettin Bey ile “Yedibela” Fahri Avad’dır.
Yurdumuzda ilk yüzme yarışı, Galatasaray Kulübü’nce 15 Eylül 1923 günü İstanbul Büyükada’da düzenlendi. Nejat Abut, Hikmet Melih ve onların ardından Suat Erler, o dönemin unutulmaz yüzücüleridir.
Türkiye’de ilk yüzme havuzu, Ekrem Rüştü Akömer’in uğraşıyla 17 Temmuz 1931 günü Büyükdere’de açıldı. 25 metre genişlik ve 50 metre uzunluktaki havuzda o gün yapılan yarışları, Beylerbeyi yüzücüleri kazanmışlardı. Yüzme dalında ilk dış karşılaşma, 1934 yılında Moskova’da yapıldı. Bunu, daha sonra Leningrad’da yapılan izledi. Bu yarışmalara katılan takımlarımız, ne yazık ki bir varlık gösterememişlerdi.
İlk yüzme takımımız, şu sporculardan oluşuyordu:
“Fenerbahçe’den Leyla Asım Turgut, istanbul Yüzme Kulübü’nden Cavidan Erbel-ger, Galatasaray’dan Naili Moran, Suat Erler, Halil Dalhan, Mehdi Ağaoğlu, Orhan Saka, İzmir Karşıyaka’dan Alparslan, Beykoz’dan Safvan Serim, Karamürsel’den İhsan Keskin ve Beykoz’dan Adnan.”
Ülkemizde, yüzme dalında ilk yabancı karşılaşma ise 1937 yılında İstanbul Moda Yüzme Havuzu’nda Macaristan ile yapıldı.
1 Temmuz 1940 günü yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu kararıyla başladı. Bir çeşit elektrik kısıtlaması olan yaz saati uygulamasında yurdumuzda ilk kez saatler bir saat geri alınmıştı.
1919-1920 yıllarında oynanmaya başladı. Bir Amerikan örgütü olan YMCA’nın basketbolün yanı sıra voleybole de önem vermesi ve bir özel salon açtırmasıyla bu spor türü yurdumuza girdi. Salonun müdürü olan Amerikalı Dr. Driver’in bu konudaki çabaları, voleybolun sevilmesine yol açtı. Dr. Driver’e yardımcı olan kişi ise Selim Sırrı Tarcan’dır. Bu oyun ilk kez, Erkek Öğretmen Okulu’nda Türkler tarafından oynandı.
Türkiye’de ilk kez Suphiye Rifat adında bir kız, Fenerbahçe Erkek Takımı’nda voleybol oynadı ve 1928 yılında bu takım, İstanbul şampiyonu oldu. Bu olay, Türk voleybol geçmişinin ilginç unutulmaz bir anısıdır. Suphiye, Fenerbahçe Kız Voleybol Takımı’nın da kaptanıydı.
1963 yılında satışa çıkarıldı. Genellikle arpadan yapılan viskinin yurdumuzda üretimine, 1955′ten sonra geçildi. İlk viskimiz de, 1963′te “Ankara” markası ile satılmaya başlandı.
1933 yılında Erenköy Kız Lisesi’ni bitirdikten sonra, “doktor” olmayı düşünürken, fikir değiştirerek Yüksek Ziraat Enstitüsü’ne kaydını yaptıran Sabire Aydemir, okuldan mezun olduktan sonra “ilk Türk kadın veterineri” unvanını aldı.
2 yıl çeşitli laboratuvarlarda çalıştıktan sonra, tekrar okuluna “asistan” olarak dönnen Aydemir, 1945 yılına kadar bu görevini sürdürdü. Daha sonra Pendik, İnebolu, Ünye, Fatsa ve Samsun’da 1920′ye kadar mücadele veterinerliği yapan Aydemir, emekli oldu.